VALAR'A DAİR
Bu özler arasında bulunan Yücelere Valar der Elfler, Arda'nın Güçleri ve İnsanlar, tanrı diye anarlar onları. Yedi tanedir Valar'ın Efendileri ve Valar'ın Kraliçeleri Valierler yani, onlar da yedi tanedir. Bunlar Elf lisanındaki adlarıdır; Valinor'dur konuşulduğu yer bu dilin. Elbette, Ortadünya'daki Eflerin dilinde başka adları vardır ve İnsanlar arasındaki adları çeşit çeşitdir. Efendilerinin adları sırasıyla şöyledir: Manwê, Ulmo, Aulê, Oromê, Mandos, Lôrien ve Tulkas. Kraliçelerin adları da şunlardır: Varda, Yavanna, Nienna, Estê, Vairê, Vâna ve Nessa. Melkor sayılmıyor artık Valar arasında ve anılmıyor adı Yeryüzünde.
AULÊ, YAVANNA VE CÜCELER'İN YARADILIŞLARINA DAİR
Aulê, demir döverken
[Dear Guest/Member you can't see link before replyclick here to register]
Aulê, bir demirciydi kendisi. Ve tüm zanaatların ustası. Kendisi beceri gerektiren işlerden zevk alıyordu. Yeryüzünün derinliklerindeki karanlıkta yatan altın, karaya vurmuş gümüş onundu. Zamanında Melkor kıskandı onu, fikri ve kudreti onunla denk diye. Ve Melkor, Aulê'nin yarattığı tüm şeyleri yıkmaya adadı kendisini ve Aulê, onun yaptığı bu kargaşalardan bıkmış usanmıştı. Fakat Aulê, Eru'ya bağlı kaldı ve Eru'ya fikirlerini sundu ve öğüt aldı, kafasında yer ediniyordu. Aulê'nin ve Melkor'un zihnindeki fikirler aynıydı; Hiç kimsenin görmediği, duymadığı ve yapmadığı şeyi yapmaktı. Maharetleri övgü alıyordu. Fakat Melkor, bu becerisini karanlık ve şeytanî kötülükleriyle kana bulandırıyordu. Melkor, sürekli diğerlerinin fikirleri ve düşünceleri ile alay edip, elinden geldiğince yıkmaktan başka bir becerisi yoktu neticede.
Aulê'nin eşi, Doğurgan olan Yavanna'dır. Yavanna, Valar'ın Hanımları olarak saygın bir Valier'dir. Uzun boyluydu ve yeşil giysiler içinde gezinirdi. Bazen de başka biçimlere bürünürdü. Bazıları onu, cennetin altında bir ağaca benzetirdi. Yaprakları çorak toprağa dökülüyor ve ürün veriyordu. Toprak, Ulmo'nun sularına uzanıyordu ağacın kökleri ve Manwê'nin rüzgârları fısıldıyordu yapraklarına. Eldar'ın dilinde Kementâri, Yeryüzünün Hanımı'ydı.
Derler ki, Cüceleri Ortadünya'nın derinliklerindeki karanlık yarıklarda meydana getiren Aulê idi. Öyle bir arzuyla bekliyordu ki onları, İllivutar'ın onlar için hazırladığı tasarılarını beklemedi. İlminini ve zanaatını onlara öğretip göstermek için Cüceleri yapmaya koyuldu. Aulê çocuklarının boyutlarını ve biçimlerini kestiremedi, o sırada Melkor'da gücünü yaymaktaydı bundan dolayı; çocuklarını güçlü ve çevik olmasını istedi. Fakat diğer Valar'ın yaptığı şeyleri olumsuz karşılaşmından korkup bunu kimseye söylemedi. Ve Cücelerin Yedi Atasını dağların karanlıklarında bir yerde yarattı.
İllivutar biliyordu herşeyi; Aulê Cüceleri yarattığında da haberi oldu. Aule, meydana gelenden hoşnuttu. Aulê çocukları için icat ettiği dili öğretmeye koyulurken; İllivutar konuştu: Ve ses verdi. Aulê onun sesini duyunca kendisi sessizliğe gölmüldü. Ve İllivutar buyurdu: '' Neden yaptın bu işi? Neden teşebbüs ettin böylesi bir işe; bilirsinki aşar bu kuvvetini de, Salahiyetini de katbekat. Sunduğum ihsan yalnız kendi nefsin içindir. ötesi yok; öyleyse elinin ve zihnin can verdiği bu yaratıklar ancak senin varlığında hayatta kalabilir, aklından hareket ettiklerini geçirirsen adım atar, aklın başka yere kaydığı anda öylece kalakalırlar bu mudur arzun bu mudur dileğin? Şöyle yanıt verdi Aulê: Arzum değildi böylesi bir hakimiyet. Benden başka şeylerin varlığını arzuladım, onları sevmeyi ve öğretmeyi, benimle birlikte onlar da görebilsinler diye Eâ'nın güzelliğini, o Eâ ki varlığının sebebi sizsiniz. Arda'da birlik ve neşe içinde bulunacak pek çokları için bol bol yer var gibi geliyor bana, lakin pek çok yeri hâlâ ıssız ve sesiz. Sabırsızlığım sürekli beni deliliğe. Fakat söylemem lazım ki kendi yaratılışımdan beri kalbimdedir yaratma hevesi ve aklı kıt çocuk babasının işlerini kendisine oyun ederken, babası ile alay etmeyi bir an dahi düşünmez, yalnızca babasının oğlu olduğu için yapar tüm şeyleri. Peki, ne yapıp da önleyeyim kalbinde sonsuza dek bana karşı bir öfke beslemeni? Br evlat olarak, senin bana verdiğin bu ellerle yaptığım bu şeyleri sunuyorum sana, kabul edersen. Dileğince senindir onlar, her ne yapmak istersen. Yoksa uygun olan, haddimi aşıp da becereceğim bu işi kendi ellerimle yok etmem midir?''
Aulê bu sözlerinin ardından eline koca bir tokmak alıp Cücelerin tepesinden indirmeye davrandı, fakat gözünden de yaş aktı. Lakin İllivutar, alçakgönüllü davranan Aulê'ye ve arzusuna merhamet gösterdi. Cüceler tokmaktan korkup kaçtılar ve başlarını eğip İllivutar'dan aman dilerdiler. İllivutar'ın sesi şöyle dedi: Aulê'ye: '' Daha ağzından çıkarken önerin kabulümdü zaten. Görmüyor musun, artık kendi hayatlarına sahip olduklarını ve kendi sesleri ile konuştıklarını? Korkarlar mıydı yoksa senin darbenden, yahut vereceğin bir emirden?'' Aulê memnuniyetle indirdi tokmağını ve; ''Eru bu yaptığımı kutsansın ve onarsın gediklerini'' diyerek şükranlarını sundu İllivutar'a.
Aulê, Cücelerin kafasına Tokmak geçirirken
[Dear Guest/Member you can't see link before replyclick here to register]
Buna karşılık bir kez daha konuştu İllivutar ve buyurdu: '' Dünya'nın başlangıcında Ainur'un düşüncelerine varlık bahşettiğim gibi, şimdi de senin arzunu kabul edip bir yer sunuyorum ona orada; bir çivi bile çakmıyorum ellerinle yaptığın bu işlere,senin yarattığın gibi kalacaklar bundan böyle de. Ama onların benim tasarım olan İlkdoğanlardan önce gelmelerine müsaade edecek değilim, zira bu, senin sabırsızlığının ödüllendirilmesi anlamına gelir. Şimdilik taşların altında karanlıkta uyuyacaklar ve İlkdoğanlar Dünya üzerine gözlerini açmadan da peydah olmayacaklar, o vakte dek sen de onlar senin çocukların gibi olacaklar ve sık sık husumet doğacak seninkiler ve benimkiler arasında, kabullenişim çocuklarıyla ve seçimlerimin çocuklarıyla.
Bundan sonra Aulê Cücelerin Yedi Atası'nı aldı ve dinlenmeleri için uzakta onlara ayrılmış yerlerine yatırdı. Sonra Valinor'a dönüp, uzun yıllar boyunca bekledi. Melkor'un hüküm sürdüğü devirlere denk geldikleri için Aulê onları dayanacak güçte yaratmıştı. Bu yüzden kaya kadar sert, inatçı, arkadaşlıkta da hasımlıkta da aceleciydiler ve bütün diğer konuşan halklara göre, her türlü zahmete, açlığa ve yaraya daha fazla mukavvemetleri vardı ve sonsuza dek olmasa bile, İnsanlara biçilmiş ömürden çok çok daha uzun yaşarlardı. Evel zamanda, Ortadünya'nın elfleri, Cücelerin öldükten sonra hamurlarında olan toprağa ve taşa dönüşeceklerine inanırlardı, ama Cüceler yüz vermezlerdi bu inanışa. Çünkü onlara göre Yapıcıları Aulê, onların söyleyişiyle Mahal, onları gözetir ve öldükten sonra onlar için ayrılmış bir salonda, Mandos'ta toparladı hepsini; çünkü Aulê, onların kadim Atalarına, son geldiğinde, İllivutar'ın Cüceleri de kutsayıp Çocuklar arasında bir yer vereceğini bildirmişti. Sonradan onların Aulê'ye hizmet etmek ve Son Muharebe'nin ardından Arda'nın yeniden bayındır kılınmasın da ona yardım sunmak olacaktı. Ve bir de derler ki, Cüceler'in Yedi Atası yeniden soydaşları arasında yaşamak ve bir kez daha kadim adlarını taşımak üzere geri döneceklerdi: Akıp giden çağlarda Cüceler arasında şanı sürüp giden Durin idi. Elflere dostça muamele eden, malikanesi Khazad-dûm'da olan bu soyun babası Durin. Aulê Cüceleri yaratmaya giriştiği sırada yaptıklarını diğer Valar'dan sır gibi sakladı, fakat sonunda zihnini Yavanna'ya açıp olup biten ne varsa hepisini anlattı ona. Yavanna öğrendiğinden şunu söyledi: ''Eru affedicidir. Şimdi göürüyorum ki kalbin neşeyle doldu, varsın dolsun, çünkü yalnız bağışlanma değil, çömertlik de sunuldu sana. Ancak bütün bu işler bir yere varıp da tatlıya bağlanadan evvel bana haber etmediğin için, senin çocukların benim sevgimle yarattığım şeylere pek az sevgi duyacaklar. En evvel kendi ellerinin yarattığnı sevecekler, tıpkı babaları gibi. Dünya'yı kazıp, altını üstüne getirecekler, dünya üzerinde yetişip yaşayan şeylerin umurlarında olmayacak. Pek çok ağaç tadacak onların acımasız demirinden darbesini''.
Cüceler'in en büyük malikanesi; Khazad-dûm idi. Burayı mesken edindiler. Cüceler, Naugrim dilini öğrenmeye çalışıyorlardı fakat tek bir kelimesinden dahi anlamıyorlardı. Onun yerine Elf dilini öğrenmeyi yeğliyorlardı. Cüceler, Arda'nın karanlık günlerinden beridir müthiş işler yapıyorlardı. Ataları sayesinde metal ve taş işçiği hususunde hünerleri vardı. Altın ve gümüş yerine, bakır ve demir ile uğraşıyorlardı. Sindar kısa zamanda Cücelerden öğrendi demirciliği. Belegostlu Cüceler, Noldorlu Elflerden bile daha üstündüler bu zanaatta. İlk onlar yaptılar zincir zırhlarını. Kısa zamanda Aulê'nin yaratıkarı böyle gelişti, büyüdü ve genişledi.
Alıntı: Silmarillion


LinkBack URL
Geri Linkler Hakkında

Alıntı İle Cevapla







