Ölüm, gelde beni kucakla! Senin o soğuk puslu ve pervasız kollarında can vereyim. Sadece ve sadece merakım uğruna.
Bu sabah yine kalktım ve yan odadaki aynanın karşısına geçtim. Kendime şöyle bir baktım. Yırtık pırtık bir kot pantalon, düğmelerinin yarısı eksik bir gömlek, her zamanki gibiyim. Tek fark gözlerim. Bir zeytin kadar siyah gözlerim, ateş gibi parlıyor. Arkamdaki şominede harıldayan alev misali. Düşünüyorum, düşünüyorumda ölümün kollarında ölmek nasıl bir şeydir acaba. Her ölüm gibi ıssız ve kederli mi? Kurşuni veya soğuk mu? Bilmiyorum... Ölümün, bizi dünyadan, o kadar özen gösterdiğimiz bedenimizden, dostlarımızdan ve ailemizden ayıran o büyük, lanetli düşmanın kolları, ölen çocuğunu kucaklayan bir anneninki kadar ıstırap dolu ve sıcak mı? Hiç sanmıyorum. Ama yinede bunu denemeye değer buluyorum. O an aklımdan şöyle geçiriyorum, ölümünde her çocuk gibi, neşeli ve babasını canı pahasına seven bir oğlu olsa ve o, zamanı geldiğinde oğlunun canını almak zorunda kalsa...
Sitede kendi yazdıklarımızı paylaşmaya bir yer olmadığından buraya yazdım.


LinkBack URL
Geri Linkler Hakkında





Alıntı İle Cevapla

